Arama
Filters

Yapay Zekânın Neresindeyiz?

2017 | yapay zeka samed ağırbaş.jpg | Büyük

18. Yüzyılda altyapısını Aydınlanma’nın oluşturduğu Sanayi Devrimi’yle birlikte insanlık tarım toplumu safhasını geride bıraktı. 20. Yüzyılın başında imparatorlukların parçalanmasıyla birlikte sermaye, hür teşebbüs, seri üretim, serbest pazar ve kâr etrafında şekillenen yeni iktisadî düzen dünyaya hâkim oldu. II. Dünya Savaşı’nın sonunda paylaşım yeniden yapılırken düzen de el değiştirdi. 21. Yüzyılda ise sanayi toplumu yerini bilgi ve iletişim teknolojilerinin merkezde yer aldığı bilgi toplumuna bırakmakta, ancak süreç tamamlanmadı, devam ediyor.

Bugün gelinen noktada bilimsel ve teknolojik ilerleme belirleyici olmuştur. Örneğin II. Dünya Savaşı’nı atomu parçalayan, nükleer bombayı üreten bilim kazanmıştır. Artık insanoğlunun koloni kurmak için uzayda müsait gezegen aradığı, uzay madenciliğinin tartışıldığı, genetik alanındaki çalışmaların korkunç boyutlara ulaştığı zamanlardayız. Tarihi şekillendiren, insan toplulukları, daha geniş planda milletler arasındaki mücadele olmuştur. Bu mücadelede zayıflık gösterenler cari yasa gereği elenmişlerdir. Şu kadarını söylemek gerekir ki bilimsel ve teknolojik ilerlemeye ayak uyduramayan toplumlar mahkûm pozisyonda kalmaya devam edecek, akla öncelik tanımayan, kendilerini yenileyemeyen, bilimsel ve teknolojik gelişmelere kapalı toplumlar uzun bir mahkûmiyetin ardından tarihten silinecektir.

Günümüz dünyasında yapay zekâ üzerine yürütülen çalışmalar bilimsel ve teknolojik alanda cereyan eden mücadelenin en önemli ayağını teşkil ediyor. İnsan zekâsının ayırt edici niteliklerinin bilgisayara algoritma şeklinde uygulandığı, günümüzde bir bilim dalı haline gelmiş olan yapay zekâ, insanın düşünme yöntemlerini analiz edip, bunlara benzer yapay yönergeler geliştirerek, bilgisayarların karmaşık problemlere insan zekâsı gibi çözümler üretmelerini sağlıyor.

Yapay zekâ, bilgisayar ve cep telefonlarındaki birtakım uygulamaların yanı sıra savunma sanayi-askerî faaliyetler, bankacılık-finans sektörü, sağlık, sigorta sektörü, hatta yayıncılık gibi çeşitli alanlardaki kullanımıyla hayatımıza girmiş durumda. Örneğin dünyanın ilk robot muhabiri, Çin’de yayınlanan Southern Metropolis Daily gazetesinde Bahar Festivali Seyahatleri’ne ilişkin 300 kelimelik ilk makalesini yazdı. Xiao Nan adlı robotun uzun makaleler yazma becerisine de sahip olduğu belirtiliyor. Aynı şekilde finans, sağlık ve sigorta sektörlerinde müşteri davranışlarının analizi ve trend tespitinde yapay zekâdan yararlanılırken, askerî alanda da strateji ve hedef tespiti gibi konularda bu teknolojinden istifade ediliyor. Bilgisayar oyunlarını söylemeye gerek dahi yok.       

Yapay zekâya dair yürütülen tartışmalar, ilk olarak İngiliz matematikçi ve bilgisayar bilimci Alan Mathison Turing’in ortaya attığı “Makineler düşünebilir mi?” sorusuyla başladı. II. Dünya Savaşı’nın devam ettiği 1943 yılında kripto analizi yapmak amacıyla üretilen elektromekanik cihazlar, bilgisayar bilimi ve yapay zekâ kavramlarının ortaya çıkmasına yol açtı.  

Turing’in 1950 yılında önerdiği yapay zekâ testi, bu alanda yürütülen çalışmaların gelişimi açısından önemli yer tutmaktadır. Turing, kendi adıyla anılan test (Turing Testi) kapsamında, yapay bir işletim sisteminin zekâsının sayısal açıdan ölçülemeyeceğini söyleyerek, sergileyeceği davranışları değerlendirmenin daha doğru olacağını öne sürdü. Bir insan ile bir makine arasında gerçekleştirilen test oldukça basitti. Hakem olarak belirlenen kişi, teste katılan insan ve makineyi göremeyeceği, cevapların insandan mı, yoksa makineden mi geldiğini kestiremeyeceği bir ortamda her ikisine de ortak sorular yöneltir, insan ve makine soruları cevaplıyor, hakemlik yapan belli sayıda kişi -mesela hakemlerin yüzde 40’ı- insan ile makineyi birbirinden ayıramadıkları takdirde makine testi geçmiş olur.

Turing Testi, günümüzde yapay zekâ alanında yürütülen çalışmalara destek olmak amacıyla yapay işletim sistemleri ya da yazılımlar üzerinde uygulanmakta, başarılı projeler ABD’de Loebner Ödülleri kapsamında ödüle layık görülmektedir. Örneğin ABD’de Carnegie Üniversitesi’nden Dr. Richard Wallace tarafından geliştirilen A.L.I.C.E adlı yapay zekâ yazılımı, 2004 yılında Loebner Ödülü’ne layık görüldü.

Algılama, öğrenme, düşünme, kavramlar arasında bağ kurma, akıl yürütme, çıkarımda bulunma, karar verme, iletişim kurma, hatta fiziksel tepki verme gibi üst düzey bilişsel işlevleri veya bağımsız tutum ve davranışları ortaya koymaları amaçlanan yapay işletim sistemleri, günümüzde başta ahlakî açıdan olmak üzere birçok alanda önemli tartışmaları da beraberinde getirdi. Ünlü İngiliz fizikçi Stephen Hawking başta olmak üzere birçok bilim adamı, bilim-kurgu filmlerine de çokça konu olan yapay zekânın insanlığın sonunu getirebileceği yönünde değerlendirmeler yaparken, Tesla’nın kurucu CEO’su Elon Musk, bu alandaki liderlik kavgasının 3. Dünya Savaşı’na neden olabileceğini dile getiriyor.

Peki, bilimsel ve teknolojik alanda yürütülen çalışmalarda çıta her geçen gün biraz daha yükselirken, çok uzak olmayan bir gelecekte robotların insanları kontrol altına alıp alamayacakları tartışılırken, Türkiye yapay zekâ çalışmalarının neresinde yer alıyor? An itibariyle dar bir çerçevede gerçekleştiriliyor olsa da ülkemizde de yapay zekâ üzerine birtakım çalışmaları yürütülmekte, Yapay zekâ, sibernetik, doğal dil işleme, antropomorfik robotik ve yazılım konularında araştırmalar yapılmakta, bazı üniversitelerin bünyesinde bu çalışmalar için destek sağlanmaktadır. D.U.Y.G.U (Dil Uzam Yapay Gerçek Uslamlayıcı) adlı proje bunların içinde en önemli çalışmalardan birini teşkil ediyor.

Gelecekte hemen her alanda yapay zekâdan yararlanılacağını kestirmek için kâhin ya da dahi olmaya gerek yok. Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta sürecin geri dönüşü olmadığıdır. Tarih ilerlemeye devam ediyor, tarım toplumuna, dolayısıyla yerleşik düzene geçen insanoğlu avcı-toplayıcılığa, sanayi toplumu aşamasına geçen insanoğlu da tarım toplumuna geri dönmeyi düşünmediği gibi -ki mümkün değildi- bilgi ve iletişim teknolojilerinin merkezde yer aldığı bilgi toplumundan geriye dönüş de yoktur.

Bu noktada özellikle gençlerin, bilim ve teknolojinin hemen her alanda hayatımızı şekillendirdiği günümüz dünyasında geleceğe yönelik bilimsel ve teknolojik çalışmalara yabancı kalma lüksü olmadığı unutulmamalıdır.

Bu düşünceden hareketle, 2014 yılının Kasın ayından bu yana Başkanlık görevini yürüttüğüm TBB ve İBB Gençlik Meclisi bünyesinde, gelecekte istisnasız her yönden dünyaya şekil verme potansiyeline sahip olan yapay zekâ alanında farkındalık oluşturmak, gençlerin yapay zekâ konusu üzerinde yoğunlaşmalarını sağlamak amacıyla geliştirdiğimiz İstanbul Yapay Zekâ Akademisi ve İstanbul Yapay Zekâ Geliştirme Merkezi projelerini hayata geçirmek için yürüttüğümüz çalışmada son aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Projemiz iki aşamadan oluşuyor. İstanbul Yapay Zekâ Akademisi’nde gençlerin yapay zekâ hakkında teorik bilgi sahibi olmalarını, Yapay Zekâ Geliştirme Merkezi’nde ise yapay zekâ ile ilgili çalışmalar yürütmelerini amaçlıyoruz. İstanbul’da bu alana yönelik çeşitli merkezler oluşturmak ve bu merkezlerin uluslararası akredistasyonlarını sağlamak da proje kapsamında düşündüğümüz çalışmalar arasında. Ülke gençliğine yönelik geliştirdiğimiz proje kapsamında düzenlenecek olan tüm programlar ücretsiz olacak.

İstanbul gençliğini yanımızda görmek dileğiyle…  

Samed Ağırbaş – TBB, İBB Gençlik Meclisi Başkanı