Arama
Filters

Gençler Veysel Karani Önen'le Algının Kıyılarında Gezintiye Çıktı

2017 | 0.abcavk1 | Büyük

İBB Gençlik Meclisi Haber

İBB Gençlik Meclisi Tanıtım ve Organizasyon Komisyonu’nun düzenlediği, Yönetmen Veysel Karani Önen’in konuşmacı olarak katıldığı ‘Algının Kıyılarında Bir Gezinti’ adlı söyleşi programı 4 Şubat Cumartesi günü İBB Gençlik Meclisi’nin Saraçhane’deki binasında gerçekleştirildi.

Gençlerin yoğun ilgi gösterdiği programda İBB Gençlik Meclisi’nin faaliyetlerinin yer aldığı tanıtım filmi izlendi. Tanıtım ve Organizasyon Komisyonu’nun sunumunda İBB Gençlik Meclisi’nin 5. Dönemde yeni bir vizyon ortaya koyduğu, sadece İstanbul ve Türkiye’de değil, Gençlikte İstanbul Modeli’yle Dünya Gençlik Meclisleri Birliği’nin kurulmasına önayak olarak, uluslararası alanda da etkin bir rol üstlendiği belirtildi.

Yönetmen Veysel Karani Önen ve katılımcılara BM ECOSOC toplantıları için ABD’de bulunan İBB Gençlik Meclisi Başkanı Samed Ağırbaş’ın selamlarını ileten Tanıtım ve Organizasyon Komisyonu’nun sunumunu müteakiben program Yönetmen Veysel Karani Önen’le devam etti.

Gençlerle bir arada bulunduğu için kendisini mutlu hissettiğini söyleyen Önen, ülkesine hizmet eden ve bunu amaç edinen İBB Gençlik Meclisi’nde bulunmaktan ayrıca sevinç duyduğunu belirtti.

Algı yönetimi ile insanların ve toplumların zihinlerinin yönetildiğini söyleyen Önen, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

“Türkiye’de bu bir dönem Yeşilçam filmlerinde çok yapıldı. Mesela yapılan bütün filmlerde din adamları her türlü entrikayı çeviren kimselerdi, ayrıca pejmürde kıyafetlerle saçı sakalı birbirine karışmış kişileri Müslüman din adamları olarak kullandılar.

Bununla sınırlı değil, yine gerek sinema filmlerinde olsun gerekse dizilerde veya reklamlarda olsun Anadolu insanını aşağılayan, onları cahil gösteren yapımlar bu toplumun önün konuldu. Bunun karşısında Müslümanlar ne yaptı diye soracak olursanız, hiçbir şey yapmadılar, sadece izlediler.

Algı yönetimi biliyorsunuz ABD’de üretilmiş bir kavram. Bugün emperyalizmin en büyük araçlarından birisi algı yönetimidir. Hollywood sineması bunun üzerine kuruludur. Irak’ta nükleer silah bulunduğu yalanını Hollywood yıllar önce sinemasında işlemiştir. Sonuç malum, milyonlarca Müslüman öldürüldü. Hâlâ bu teknikler kullanılarak Müslümanlar katliama maruz bırakılmaktadır.

İletişim sektöründe diğerlerinden farklı olmak istiyorsak, önemli olan şudur:

Bir şeyler söyleme derdinde miyiz? Anlatacak bir hikâyemiz var mı? İnsanlara sunacağımız yeni bir önerimiz var mı?

Tabir caizse bu işte başkalarının çiğnediği sakızı çiğnememek gerekir.”

“EMPERYALİZMİN EN ÖNEMLİ SAVAŞ ARACI SİNEMA”

Sinemanın mesaj veya öğüt vermesine ilişkin görüşlerini de açıklayan Önen, bu konuda şunları söyledi:

“Sinema veya herhangi bir sanat kesinlikle ve asla bir öğüt veya bir mesaj vermek veyahut yol göstermek amacıyla yapılmaz. Özellikle sinema aslında bir eğlence aracıdır. İnsanlar sizin eserinizi izlediklerinde kendilerini ayrıcalıklı ve özel hissediyorlarsa, harcadıkları zamanın veya ödedikleri bedelin karşılığını aldıklarına inanıyorlarsa, başarılı olmuşsunuz demektir. Mesaj sinemanın amacı değildir ve fakat en önemli sonuçlarından biridir. Bugün sinema emperyalizmin en önemli savaş araçlarından biri konumundadır. İzlediklerimiz ister reklam filmi olsun ister dramatik bir eser, isterse belgesel olsun bize mutlaka bir önermede bulunuyor. Bu eserler bir hayat tarzını veya yaşam biçimini bizim zihnimizde meşrulaştırıyor.”

“ANLATACAK ÖZGÜN BİR HİKÂYENİZ OLSUN’’

Sinema veya bir sanat alanında eser ortaya koymak isteyenlerin, ilk önce anlatacakları özgün bir hikâyelerinin olması gerektiğini belirten Önen, sözlerine şöyle devam etti:

“Ülkemize, insanımıza ve insanlığa söyleyecek farklı bir sözümüz ve önermemiz olmak zorunda. Mukallitlikten şiddetle uzak durmak, kendimize has ve fakat başka fikir ve görüşlere de saygılı olmalıyız. İnsanlığın karşısına özgün fikir, teklif ve önermelerle çıkabiliriz ancak. Başkalarının çiğnediği sakızı ağzınıza almayın.”

İletişim sektöründe çalışacak olanlara da tavsiyelerde bulunan Önen, “Kendinizi çok iyi yetiştirmek zorundasınız. Bu alanda iş yapacaksanız bir defa değerlerimizi bileceksiniz. Tarihinizi ve coğrafyanızı iyi bilmek zorundasınız.

Bugün şu karşıda gördüğümüz Şehzade Camii, Süleymaniye ve daha nice ecdat yadigârı eserle övünüyorsak, bunlar bize ilham kaynağı olmalı, bizler de daha iyisi için üretmek zorundayız” dedi.

“Bizler bu ülkede tek devlet televizyonu varken TV programında ‘Allah’ ifadesini kullanmanın yasak olduğu dönemleri biliyoruz. 80’lerin sonunda bu fakire nasip oldu, ‘Allah’ ifadesi ilk kez benim çektiğim bir reklam filminde kullanıldı. Aynı şekilde başörtülü bir kadının reklam filmlerinde, televizyonda olması yasaktı. Benim yazdığım senaryoda başörtülü kadın vardı ve setteki arkadaşlar buna itiraz ettiler. Tüm itirazlara rağmen başörtülü bayana reklamda yer vermek yine bize nasip oldu” diyen Önen, bir gencin Erol Olçok’la ilgili sorusuna ise şu cevabı verdi:

“Erol’u anlatmaya ayrı bir seminer lazım. Çok kıymetli, işinin üstadı bir insandı. Rahmetli Erol benim 30 yıllık dostumdu. İstanbul Üniversitesi’nde öğrencilik yıllarımdan arkadaştık ve daha sonra birlikte reklam filmlerinde ve siyasal iletişim kampanyalarında birlikte çalıştık. Erol bir Anadolu insanıydı. Bir Çerkez beyiydi. Son derece entelektüel bir kişiydi. Şans eseri bir yerlere gelenlerden değildi, aksine bilgi ve birikimi ile o, başarılı kampanyalara imza atmıştı. Allah rahmet eylesin, mekânı cennettir inşallah.”

Program soru-cevap faslının ardından Önen’in ismine yazılı teşekkür belgesinin takdimi ile sona erdi.